/Enerji İthalat Faturası Ekim Ayında Rekor Seviyeye Ulaştı

Enerji İthalat Faturası Ekim Ayında Rekor Seviyeye Ulaştı

Türkiye’nin enerji ithalat faturası Ekim ayında belirgin biçimde yükseldi. Ember Enerji analisti Bahadır Sercan Gümüş’ün paylaştığı verilere göre, Ekim 2026’da enerji ithalatı için ödenen tutar, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 71,7 arttı ve 8 milyar 271 milyon 800 bin dolara ulaştı. Bu tutar, Ekim 2022’den bu yana kaydedilen en yüksek aylık enerji ithalat faturası oldu.

Karşılaştırma açısından, Ekim 2025’te enerji ithalatı 4,82 milyar dolar, Ekim 2024’te ise 4,99 milyar dolar düzeyindeydi. Son artış, aylık faturayı 2022’de küresel enerji piyasalarında yaşanan krizin yüksek maliyetli dönemlerine yaklaştırdı. Aylık verilerdeki bu sıçrama, enerji fiyatlarının ve tedarik koşullarının Türkiye’nin dış ticaret harcamaları üzerindeki etkisini yeniden gündeme taşıdı.

İlk 10 aylık enerji ithalatı 61,5 milyar doları geçti

Ocak-Ekim 2026 döneminde Türkiye’nin enerji ithalatı için ödediği toplam tutar 61,5 milyar doları aştı. Geçen yılın aynı döneminde fatura 51,60 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece ilk 10 aylık enerji ithalatı yıllık bazda yüzde 19,4 arttı. Bu karşılaştırma, Ekim ayındaki yükselişin tek başına aylık bir dalgalanma olmadığını; yıl geneline yayılan daha geniş bir maliyet artışının parçası olduğunu gösteriyor.

Türkiye’nin 2025 yılının tamamındaki enerji ithalatı 62,53 milyar dolar olarak kaydedilmişti. 2026’da yalnızca ilk 10 ayda bu toplama yaklaşılması, yıllık toplamın daha da yükselebileceğine işaret ediyor. Mevcut eğilim yılın kalan döneminde de sürerse, 2026 sonunda enerji ithalat faturasının 70 milyar doların üzerine çıkması beklenebilir. Bununla birlikte yıl sonu tutarı; uluslararası petrol ve doğal gaz fiyatlarına, döviz kuruna, tüketim miktarına ve tedarik koşullarına bağlı olarak değişebilir.

Küresel arz sorunları ve Hürmüz çevresindeki gerilim

Enerji ithalatındaki artışın arka planında küresel piyasalardaki fiyat hareketleri ve tedarik riskleri bulunuyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ekim ayında İstanbul’da düzenlenen 19. Verona Avrasya Ekonomik Forumu’nda yaptığı değerlendirmede, İran’daki savaşın başlamasının ardından emtia fiyatlarının yükseldiğini ve enerji tedarikinde sorunlar yaşandığını belirtmişti. Şimşek, mevcut enerji arz şokunun 2022’de yaşanan krizin yedi katı büyüklüğüne ulaştığını ifade etmişti.

Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim, enerji piyasaları açısından özellikle önemli. Küresel petrol ve doğal gaz ticaretinin bir bölümünün geçtiği bu bölgedeki olası kesintiler, sevkiyat güvenliğine ilişkin endişeleri artırabiliyor. Bu tür riskler yalnızca fiilî tedarik kesintileriyle değil, fiyatlara eklenen risk primiyle de ithalat maliyetlerini yükseltebiliyor. Enerji ithalatçısı ülkeler açısından bu durum, aynı miktarda enerji satın alınsa bile daha yüksek ödeme yapılması anlamına gelebiliyor.

2022’deki enerji krizi ise pandemi sonrasında hızla artan talep ve Rusya’nın Avrupa’ya doğal gaz sevkiyatını kısıtlamasıyla derinleşmişti. Söz konusu dönemde küresel enerji fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye’de de hane halkı ve işletmeler üzerindeki maliyet baskısını artırdı. Konut doğal gazına yapılan zamların toplamı yaklaşık yüzde 174’e ulaşmıştı. Bugünkü arz şokunun büyüklüğüne ilişkin değerlendirmeler, enerji fiyatlarının ve tedarik güvenliğinin ekonomik etkilerinin yakından izlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Ember’in daha önce yayımladığı analizde, 2026 yılında Türkiye’nin enerji ithalat faturasının bir önceki yıla göre 14 milyar dolardan fazla artabileceği öngörülmüştü. Analize göre bu ek maliyetin yaklaşık 7,7 milyar doları petrolden, 6,4 milyar doları ise doğal gazdan kaynaklanabilir. Bu tahminler, enerji fiyatlarındaki yükselişin yanı sıra Türkiye’nin petrol ve doğal gazda dış kaynaklara duyduğu ihtiyacın da faturayı belirleyen temel unsurlar arasında olduğunu gösteriyor.

Ulaşım, enerji ithalat faturasının önemli kalemlerinden biri

Ember’e göre Türkiye’nin enerji ithalat harcamalarında karayolu ulaşımı öne çıkan kalemlerden biri. Türkiye, 2025 yılında enerji ithalatına ödediği tutarın yaklaşık 15 milyar dolarını karayolu ulaşımında kullanılan enerjiyle ilişkilendirdi. Araçlarda ağırlıklı olarak petrol ürünlerinin kullanılması, uluslararası petrol fiyatlarındaki artışın ulaşım maliyetlerine ve ülkenin dış ödeme ihtiyacına doğrudan yansımasına neden oluyor.

Elektrikli araçların yaygınlaşması, petrol talebini azaltarak bu bağımlılığı sınırlayabilir. Ember’in hesaplamasına göre yollardaki her 1 milyon elektrikli otomobil, yılda yaklaşık 900 milyon dolarlık fosil yakıt ithalatını önleyebilir. Bu tahmin, araç sayısı ve kullanım koşulları gibi varsayımlara bağlı olsa da elektrifikasyonun yalnızca ulaşım teknolojilerini değiştirmekle kalmayıp enerji ithalatı üzerinde de etkili olabileceğine işaret ediyor.

Elektrikli araçlar aynı mesafeyi içten yanmalı motorlu araçlara göre yaklaşık 3,6 kat daha az enerjiyle kat edebiliyor. Bu verimlilik farkı, taşımacılıkta kullanılan toplam enerjiyi düşürme potansiyeli taşıyor. Ancak ithalat tasarrufunun kalıcı olması için elektrikli araçların şarjında kullanılan elektriğin de mümkün olduğunca yerli ve yenilenebilir kaynaklardan üretilmesi gerekiyor. Aksi durumda petrol talebindeki azalma, elektrik üretiminde kullanılan fosil yakıtların talebine kısmen dönüşebilir.

Elektrifikasyon potansiyeli yüksek, mevcut oranlar sınırlı

Ember’in değerlendirmesine göre Türkiye’de nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 85’i mevcut teknolojiler kullanılarak elektrikle karşılanabilir. Bu potansiyel, enerji dönüşümünün yalnızca otomobillerle sınırlı olmadığını; binaları, sanayiyi ve ulaşımın diğer alanlarını da kapsadığını gösteriyor. Elektrikli sistemlere geçiş, doğru üretim ve altyapı yatırımlarıyla birlikte yürütüldüğünde fosil yakıt tüketimini ve ithalat ihtiyacını azaltabilir.

  • Binalardaki enerji tüketiminin tamamı teknik olarak elektrikle karşılanabilecek alanlar arasında değerlendiriliyor.

  • Ulaşımda kullanılan enerjinin yaklaşık yüzde 96’sının elektrikle karşılanabileceği belirtiliyor.

  • Sanayide nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 58’i elektrifikasyon potansiyeli taşıyor.

Bu potansiyele karşın Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki mevcut payı sektörlere göre farklılık gösteriyor. 2024’te binalardaki tüketimin yaklaşık yüzde 32’si elektrikten sağlandı. Sanayide bu oran yaklaşık yüzde 30 düzeyinde kaldı. Ulaşımda ise elektriğin payı yüzde 1’in altındaydı. Aradaki fark, elektrifikasyonun enerji verimliliğini artırmak ve fosil yakıt talebini azaltmak açısından önemli bir gelişme alanı olduğunu gösteriyor.

Ember’in verdiği örneğe göre Türkiye’deki yaklaşık 18 milyon otomobilin tamamının elektrikli olması durumunda, otomobillerin yıllık enerji tüketimi 150 teravatsaatten yaklaşık 45 teravatsaate gerileyebilir. Bu hesap, elektrikli araçların daha verimli çalışmasından kaynaklanan olası enerji tasarrufunu ortaya koyuyor. Ancak bu senaryo, araç filosunun tümüyle dönüşmesini varsayan uzun vadeli ve koşullu bir örnek; yakın dönemde gerçekleşmesi beklenen bir değişim olarak değerlendirilmemeli.

Yenilenebilir üretim, şebeke ve depolama yatırımları belirleyici

Elektrifikasyonun enerji ithalatını azaltabilmesi için elektrik talebindeki artışın yerli kaynaklarla karşılanması büyük önem taşıyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinin üretimdeki payı yükseldikçe, elektrikli ulaşımın ve elektrik kullanan bina ve sanayi sistemlerinin petrol ile doğal gaz tüketimini ikame etme potansiyeli güçlenebilir. Buna karşılık yeni elektrik talebinin ithal fosil yakıtlarla karşılanması, ithalatın biçimini değiştirse de dışa bağımlılığı yeterince azaltmayabilir.

Bu nedenle yenilenebilir enerji santrallerinin kurulması tek başına yeterli değil. Üretimin tüketim bölgelerine taşınabilmesi için elektrik şebekesinin güçlendirilmesi, değişken üretimi dengelemek üzere enerji depolama kapasitesinin artırılması ve talebin verimli biçimde yönetilmesi gerekiyor. Şarj altyapısı, binaların enerji verimliliği, sanayi tesislerinin dönüşümü ve elektrik sisteminin esnekliği de aynı planlamanın parçaları olarak ele alınmalı.

Türkiye, 2035’e kadar elektrifikasyon oranını yüzde 35’e çıkarmayı hedefliyor. Ancak Ember’in mevcut eğilimlere dayanan hesabına göre oran 2035’te yüzde 24,4 düzeyinde kalabilir. Hedef ile mevcut eğilim arasındaki fark, dönüşümün hızlanması için elektrikli araçların yanı sıra binalarda ve sanayide de somut adımlar gerektiğine işaret ediyor. Yatırımların zamanında yapılması, enerji ithalat faturasını azaltma potansiyelinin gerçekleşmesinde belirleyici olabilir.

Sonuç olarak Ekim ayında kaydedilen 8,27 milyar dolarlık enerji ithalatı, küresel fiyat ve tedarik risklerinin Türkiye ekonomisine ne ölçüde yansıyabildiğini gösteriyor. Kısa vadede uluslararası piyasalardaki gelişmeler faturayı etkilerken, uzun vadede petrol ve doğal gaz kullanımını azaltacak elektrifikasyon, enerji verimliliği ve yerli yenilenebilir üretim öne çıkıyor. Bu adımların şebeke ve depolama yatırımlarıyla desteklenmesi, enerji güvenliğini güçlendirmeye ve ithalat maliyetlerini sınırlamaya katkı sağlayabilir.

İlgili haber: Future of Mobility’25 düzenlendi: Elektrifikasyon ve otonom teknolojiler sahnede